Toprağa Basarken Gökyüzünü Unutmak

İnsanın en sessiz ama en yıkıcı yankılarından biri. Kimi zaman kendimizi korumak için yükselttiğimiz duvarların adıdır; kimi zaman da o duvarların ardında sıkışmış, kırılgan benliğimizin çığlığı.
Dışarıdan güçlü, emin, hatta haklı görünür; ama içeride, görülmemekten duyulan eski bir acı yankılanır.
Kibir, çoğu kez değersizlik korkusunun kılığına girmiş bir çabadır aslında — sevilmek yerine haklı çıkmak, anlaşılmak yerine üstün görünmek isteriz.
Oysa bu hâl, hem bizi hem çevremizdekileri sessizce tüketir.

Felsefede kibir; insanın kendi sınırlarını unutması, kendini Tanrı’nın yerine koymaya çalışmasıdır.
Psikolojideyse, ezilmiş bir benliğin incinmemek için taktığı maskedir.
Dinlerde de adı değişmez, anlamı değişmez; her öğreti onu tehlikeli bir perde olarak görür.
İslâm’da şeytanı secdeden alıkoyan kibirdir; Hristiyanlıkta ilk günah “gurur”dur; Budizm’de ise zihni karartan büyük yanılsamalardan biridir.
Hepsinde ortak olan, insanın kendine fazla, başkalarına ve Yaradan’a eksik bakmasıdır.

Kibir insan ruhunu yorar; çünkü içinde sürekli bir ispat telaşı taşır.
Her eleştiriyi tehdit, her farklılığı düşmanlık, her başarısızlığı utanç sayar.
Öğrenmeyi, yakınlığı, merhameti yavaş yavaş çürütür.
Çünkü kibir, yalnızca başkalarına değil, kendimize karşı da körleşmektir.
Ondan sıyrılmak bu yüzden zordur; çünkü bizi koruduğuna, ayakta tuttuğuna inanırız.
Oysa o sadece acımızın üzerini örten bir yalandır.

Bazen kibir, en derin utançlarımızın, en köklü yetersizlik hislerimizin aynasıdır.
“Ben iyiyim,” demek için “Sen değilsin,” dememize neden olur.
Oysa tevazu, başımızı eğmek değil; gerçeği olduğu gibi görebilme cesaretidir.
Kibirden arınmak, hem kendini hem başkasını affetmeyi gerektirir.
Bu da ancak insanın kendi kırılganlığını sevmesiyle mümkündür.

Ve evet, bazen kibir bir savunmadır.
Düşmemek için yükseliriz, incinmemek için duvar öreriz, görülmemek için parlamaya çalışırız.
Ama ışığın fazlası da göz kamaştırır, gerçeği gölgeler.
Narsisizmin kibirle el ele yürümesi de bundandır; biri görünmek ister, diğeri hatasız görünmeye yeminlidir.
Her narsist kibirli görünür; çünkü narsisizm, benliğin kırılgan çekirdeğini aşırı bir özdeğer algısıyla koruma çabasıdır.
Kibir, bu savunma duvarının dış yüzeyinde beliren bir semptom gibidir.
Ancak her kibirli insan narsist değildir; çünkü kibir bazen süreğen bir kişilik örüntüsünden değil, geçici bir savunma tepkisinden doğar.
Psikolojide narsisizm, çocuklukta yeterince aynalanmamış, görülmemiş veya koşullu sevilmiş bireyin, benliğini korumak için geliştirdiği “büyüklenmeci öz” ile tanımlanır.
Kişi dışarıya kendinden emin, eleştirilemez ve özel biriymiş gibi görünür ama içeride kırılgan, onay bağımlısı ve sürekli beğenilme ihtiyacı duyan bir benlik taşır.
Kibir ise her zaman bu kadar derin bir kişilik yapısına dayanmaz; çoğu zaman anlık bir güç yanılsaması, kontrol ihtiyacı veya utancı gizleme biçimidir.
Yani narsisizm kökleşmiş bir benlik örgütlenmesi iken, kibir çoğu zaman durumsal bir savunmadır.
Bu nedenle, her narsist kibirli olur; ama her kibirli, narsisistik değildir — kimi zaman sadece kendini korumaya çalışan bir ruhun, görünmez incinmişliğinin dışa yansımasıdır.

Kibir belki de insanın kendine en çok yalan söylediği yerdir.
Çünkü derinde, kim olduğumuzu unuttuğumuzda doğar.
Oysa hakikat; ne kadar güçsüz olursak olalım, her şeye rağmen içimizdeki o küçük, sessiz, dürüst “ben”i hatırlamaktır.

Şimdi, tüm bunları yıllar önce dinlediğim, hikayeleştirilmiş Kızıldeniz Mucizesi üzerine yapılan bir sorgulama ile size sunmak istiyorum. Belirtmek de fayda vardır ki Erdal Beşikçioğlu’nun anlatımı da insanın üzerindeki etkiyi bir hayli arttırmaktadır. Ancak bazen kendi iç sesimizle okumak daha samimi sonuçlara sebep olabiliyor…

Yehuda kralı Herod,
Büyük Herod,
Vaftizci Yahya’yı getirmelerini emrettiğinde, gözlerindeki yorgunluk ve alnındaki gelgit gün kadar aşikârdı.
Kaşları çatılmış, çenesi sarkmış, yüzü kararmıştı.
Zihni bir meseleyle meşgul olduğunda, aynen böyle abuşlaşırdı çehresi.
Gardiyanlar Vaftizci Yahya’yı zindandan alıp huzura çıkardığında, vakit gece yarısını çoktan geçmişti.

“Uzun zamandır zihnimi kurcalayan, uykularımı kaçıran bir mesele var,” dedi Herod.
“Bilginlerle de konuştum, bilgelerle de konuştum ama tatmin edici bir cevap alamadım hiçbirinden.
Bilirim, sen peygamber soyundan gelen aziz bir adamsın.”

Herod burada bir an durdu; bir süre süzdü muhatabını, yaltaklanmasının karşılığını beklermiş gibi.
Vaftizci, heykel katılığındaki duruşunu hiç bozmadı.
Bunun üzerine Herod devam etti:

“Firavun’la Musa’nın hikâyesini bilirsin.
Hani Firavun İsrailoğullarına musallat olmuştu da Rab Musa’ya kavmini alıp Mısır’ı terk etmesini emretmişti.
Ve Musa da kavmiyle birlikte Kızıldeniz’in kenarına gitmişti hani.
Peşlerinde Firavun ve ordusu…
Musa çaresizlik içinde gözlerini göklere çevirince, Rab asasını denize vurmasını buyurmuştu.
Musa asasını Kızıldeniz’e vurmuş, Kızıldeniz de ikiye yarılmış; Musa da kavmiyle birlikte sağ salim karşıya geçmişti.
Peşlerinden gelen Firavun ve ordusu da Kızıldeniz’in bulanık sularında boğulup gitmişti.

Mesele şu: Her şeye kadir olan Rab, niçin İsrailoğullarını su üstünde yürütmedi de Kızıldeniz’i ikiye yarıp deniz yatağını kendilerine yol eyledi?”

Bu soru üzerine,
“Hikmet öyle bir lokmadır ki senin gibi aldanmışların kursağından asla geçmez,” dedi Vaftizci Yahya ve devam etti:

“Ama benim vazifem, sorulan her soruya doğru cevap vermektir — soran kim olursa olsun.

Senin sualinin hikmetine gelince; bu Rabbin bir hilesidir.
Firavun aldansın diye kurulmuş bir tuzak.
Çünkü İsrailoğulları su üstünde yürüyerek Kızıldeniz’i geçseydi, o zaman Firavun ve ordusu peşlerinden gitmezdi.
Herkes bilir ki suyun üstünde yürünmez; bir mucizedir bu.

Halbuki deniz yarılıp da deniz yatağı, yani toprak, ortaya çıkınca Firavun ve ordusu:
‘Biz toprağın üstünde yürürüz,’ dediler.
Herkes toprağın üstünde yürüyebilir çünkü.

Oysa denizin ikiye yarılması da bir mucizeydi.
Ama Firavun ve ordusu toprağı görünce mucizeyi unuttu, aldandılar.

Çünkü kibir, denizin ikiye yarılmasını görmez.
Kibir, ‘Şüphesiz ben de toprağın üzerinden yürüyebilirim,’ der.

Ve herkes bilir ki, kibre bürünmek aldatır; aldanmak ise öldürür.”

YouTube: https://www.youtube.com/watch?v=GRgtFRHp2RU

Yorum bırakın