Kimdi?

Kimdi, şok havuzundaki cenini rahmetle saran,
ağladığı gecelerde ona göğsünü yastık eden,
kesik kesik hıçkırıklarını derin derin nefeslere dönüştüren,
yüzündeki gülümsemeyi bir zırha çevirenlere inat,
gözlerine ışığı, kalbine merhameti yerleştiren kimdi?

Kimdi ilk adımını gören,
paytak yürüyüşlerinin ardından seni sessizce alkışlayan,
ilk kelimeni duyan,
o kelimenin anlamını senden önce bilen,
bir gece gelen acı haber ile evsiz kaldığında sana ev olan,
okşanması yarıda kalan başını rüzgârıyla tamamlayan kimdi?

Kimdi, ihmalin karanlığında bedenine üşüşen aç kurtların elinden seni kurtaran,
“Sus!” diyenlere inat içinde yankılanan çığlıkları duyan,
kapanan her kulağa inat can kulağını sana yönelten,
korku içinde uyandığında seni koynunda dinginleştiren,
sistemin ve toplumun dişlileri arasında ezilirken ruhun,
“Kenara çekilin! O yalnızca Benimdir.” diyen kimdi?

Kimdi, boşlukta savrulan kalbine yerçekimi olan,
hazların girdabında boğulurken ruhun,
personalarının, gölge yanlarının, animusunun ve dahi kolektif bilinçdışının arasından özüne kavuşan ışığı sızdıran kimdi?

Kimdi o karanlık geceyi aydınlığa kavuşturacak yöntemleri sana bahşeden,
seni cenin gibi kıskıvrak haldeyken fark eden,
ardından “Şimdi elini kaldır ve başını okşa.” diye fısıldayan meleğini sana gönderen,
o meleği kahkahalarla evin içinde koşuşturan küt saçlı bir kız çocuğu gibi sana gösteren,
hasta yatağının başucunda senin elini yine senin en sağlıklı yetişkin hâlinin ellerine tutuşturan,
doğruyu sezebilmen için muhakemene güç veren,
yorgunluktan bitap düşen ellerini dua niyetine O’na yükselten kimdi?

Kimdi, “Korkuyorum, yalnızım.” dediğinde önce korkunu kalbinden söküp atan,
sonra seni Kendisiyle çoğaltan,
dünyanın bütün suçunu üstlendiğinde sana Musa’yı hatırlatan,
“Dur artık.” anlamına gelen kelamlarını senin kalbine yeniden indiren kimdi?

Kimdi sana “aşırı şefkat eksikliği” tanısını koyan,
art arda gelen iki gecede seni tedavi edercesine o rüyaları sana gösteren,
bir babanın kızına yazabileceği en şefkatli o şiiri
rüyandaki o adam tarafından sana işittiren,
şiirin her bir kelimesi ruhundaki her bir dikeni söküp atarken,
o dikenlerin ardında bıraktığı küçük yara izlerini de
hemen ertesindeki gece seni yine o adamın dizlerine uzandırarak, başını okşattırarak söküp atan,
artık “Benim de içimden geçti.” dedirten kimdi?

Kimdi senin kendi Firavunu’nu tanımanı sağlayan,
onun sana neler yaptığını anlaman için seni bir zeytin dalına vardıran,
tanıdığın her bir Firavun zerresiyle mücadele etmekten tir tir titrerken
seni ilmek ilmek o yüzleşme gününe hazır eden,
artık gözlerinin nemli değil, namlu olduğu o diri ruhuna iskelet olan,
Yusuf’un kuyusundan seni Kendisiyle çıkaran,
özgürlüğün geçmiş ve gelecek tarafından çekiştirilmemek olduğunu sana bir kahve yudumunda hissettiren kimdi?

Bildim,
Sendin O.

Duydum,
Senin sesin bir bebek kahkahasının ardındaymış.

Buldum,
Benim yurdum yalnızca Senin yanınmış.

Hissettim,
Senin yerin güzel olan her bir zerre imiş.

Bıraktım,
Şefkatin saçlarımın arasında dolaşırmış.

Titredim,
Senin nizamın bir taşın içinde gizliymiş.

Anladım,
Sevgi sandığım her şey yalnızca Senin adını eksik anışlarımmış.

Aktardım;

“Bana Mevlâna’yı, Yunus’u verin,
Mecnun’u, Leyla’yı size bıraktım.
Kırk yıldır susuzum, bir tas su verin,
Irmağı, deryayı size bıraktım.”

Yorum bırakın