Çalıkuşunun Trolleme Denemeleri 1- Bilinmeyen İbadet: Kocaya Gitmek

Bildiğimiz üzere bizim gibi toplumlarda belli yaşı geçmiş bekarlara tahammül yoktur.
Bu yeni dünya düzeninde 30+ bekara hiç tahammül kalmamıştır.
En elit ortamdan en kırsal ortama kadar konu, bir şekilde o ortamdaki 30+ bekarın evlenmemesine gelir.
Kıta altı mantoyu tartışırken bir anda “kriterlerin neler?” gibi bir soru ile karşılaşabilirsin.

Özellikle kadınlar bu konuda çok daha fazla strese girer.
Biyolojik saat, çocuk isteği, etrafındaki arkadaşlarının evlenmiş olması…
Bir de üzerine ailen ve toplum seni zorlamaya başladığında iyice strese girersin.

Aslında bu stresin sebeplerinden biri kendini “eksik, problemli, normalin dışında” hissetmendir.
Eğer alt planda bunu kavrayamazsan, sadece “doğurmak” veya “modaya uymak” için bir evlilik yapman kaçınılmaz olur.

Bu arada “aman evlilik nedir, bekarlık sultanlıktır” gibi güzellemelere de, “evlenin, niye evlenmiyorsun, evlilik çok güzel” gibi güzellemelere de temelinden karşıyım.
Çünkü her iki durumun da pozitif ve negatif yanları vardır.
Zaten hayat böyle bir şeydir; filmlerdeki gibi pürüzsüz değildir.

Evliliği erteleyerek iyi bir kariyer yapmak istersin, çünkü senin var olabilmen, görülebilmen yaptığın işteki başarına bağlıdır.
Ama eve geldiğinde bir çocuk sesi ararsın.

Veyahut, sen aile kurmayı; birinin karısı, birinin kocası, birinin annesi olmayı önceliğin yaparsın.
Çünkü önce bu sıfatlarla var olabileceğine, görülebileceğine, özgürleşebileceğine inanırsın.
Ama devam ettirmediğin iş hayatındaki arkadaşlarını görür, bir ah çekersin.

Bunun ikisini birden yapmaya çalışırsın, çünkü hem iş hayatında hem de aile hayatında “örnek” olman gerektiğini hissedersin.
Mükemmeliyetçilik şeman seni her şeyin iyisini yapmaya iter.
Bir tanesinde çok kötü olsan bunu kabullenemez, büyük kırılmalar yaşarsın.
Her ikisinde iyi olsan günün birinde çok yorgun hisseder, gözlerinin ışığının gittiğini, içinde bir yankı kalmadığını fark edersin.

Yani kısaca demek istiyorum ki: Herkesin bir hayat yolu vardır.
Bu yoldaki patikalar, bizim yön vermemize ve içimizdeki eksiklikleri kapatma eğilimlerimize göre şekillenir.
Bu sebeple bir kişi kendi hayatına dair bir şey diyemezken, etrafındakilerin güzelleme veya kötüleme yapması anlamsızdır.

Ama biliyorum, bu görüşü savunan milyonlar vardır.
Bir şey değişti mi? Hayır.
Yeni kuşaktan çok umutluyum, o ayrı.

Ama şunu da kabul edelim: Biz de toplumun o yaş grubuna geçtiğimizde, “bir öğüt verme, bir yol çizme, bir mentör olma” gayretine tutuşacağız.

Toplum normlarına göre geç evlenen çok yakın bir arkadaşım var.
Onunla bekarlık dönemlerimizde bunları konuşur, toplumdaki saçmalıklarla dalga geçerdik.
Evlendiği gün espriyle beni zorbalamaya başladı.
Düğünde “artık sen de bu yola gir, evlilik önemli” dedi.
Ayıp ya dedim, bu kadar hızlı mı?
“Bu kadar hızlı,” dedi, “ben artık diğer tarafa geçtim.”

Bu sebeple, siz ayaklarınızı yere sağlam basın.
Ne istediğinizden emin olun.
Toplumun bazı dinamiklerini değiştiremeyeceğinizi bilin.
Art niyetli insanlara “ben” diliyle sakince sınır çizin.
Ama eğer art niyetli değillerse, sadece sizin bir düğününüzü görmek istiyorlarsa, onlara bir şeyleri izah etmeye çalışmayın; mizah ile kaçın.

Tam bu sebepten ötürü beni sürekli bu konularda trolleyen annemle bir telefon görüşmemden bahsedeceğim.
O ne derse benim tersini yapacağımı bildiği için bu konuları benimle ciddi ciddi konuşamaz.
Sadece konuşma aralarına çok tatlı bir mizah ile ürün yerleştirmesi yapar.
Ben de buna izin veririm.
Aslında onun içindeki eğlenceli, yaramaz çocuğu ortaya çıkarmak hoşuma gidiyor diyelim.

Geçen hafta sonu beni aradı.
“Naber, nasılsın?” kısımlarını geçtik.
Bana, beni rüyasında gördüğünü söyledi.
Ben de “hayırdır inşallah” dedim.
O da “bence hayır” dedi.

“Ne gördün?” dedim.
“Bizim evde oluyoruz, sana doğum günü yapıyorum,” dedi.
“Ama ev o kadar kalabalık ki sana anlatamam.”

Ben de onu trollüyorum: “Sen bu kalabalıktan memnun musun, yoksa ‘nereden çıktı bu kadar adam’ mı diyorsun?” dedim.
Güldü, “yok yok gayet memnunum” dedi.
Ama bir yandan da çok şaşkındı.

“Neden?” dedim.
“Çünkü o kadar çeşit insan geliyor ki… Yıllarca görmediğim, ölü, diri herkes orada,” dedi.
“Her gelene ‘siz nereden duydunuz’ diyorum, hem de şaşırarak seviniyorum,” diye anlattı.

Ben de bunun üstüne, “gerçekten çok güzel görmüşsün, şimdi senden duyunca mutlu oldum,” dedim.
Yaklaşık iki aydır farklı bir ruhsal durum içerisindeydim, o yüzden bu rüya da bana çok iyi geldi.

Sonra dedim: “Anne, o kadar gelen misafir kalabalık… Acaba ben hacca mı gideceğim? :)”
O da “ben mi?” dedi.
Ben de “yok, sen değil; ben” dedim.

İki saniye durdu.
Sonra tomadan çıkan su gibi patladı:
“Sen hacca gideceğine, önce kocaya git!” dedi.

Yorum bırakın